14 Ocak 2009 Çarşamba
23.5 Nisan(hrant).mp3 - Fikret Kuskan
HRANT'ın anısına,
İnsanoğlu aralarda bulunmaktan rahatsız olmuştur hep.Melez olmak bozulmaktır,özelliğini yitirmektir onun için...
Ön kabullerin geçersizleşmesidir melezlik.Ne anadan alınan zerafet hüküm sürebilmektedir bünyede ne de babanın sert bakışları.İş karışmıştır...
Homoseksüellik bir hastalık gibi görülür ve ancak kendi içinde sınırlı kaldığı yani yalıtılabildiği oranda -diğerleri sınıfına konulduğunda- huzur sağlanabilir bir nebze olsun.
Karantina çadırı kurulmuştur.
Ancak asıl sorunlu durum heteroseksüellikte yaşanmaktadır.Bu seçim son derece gizli,altta kalmış ve tartışılmazdır.Açıklanamaz,yastıklara gömülmüş soluklar, gözyaşları ve haykırışlar olarak kalır.
Ya erkek rolünü seçersiniz yada kadın,ikisinin ortası yoktur.Cinsiyet doğuştan gelen,doğanın size uygun gördüğü bir yazgıdır.Tartışılamayan ,sorgulanamayan bir zorunluluktur.Bunun tersi toplumda dışlanıp hedef haline gelmektir.
Cinsel kutuplarda her şey tarihin,’’insan doğasının’’ kuralları ,gelenek ve görenekleri,’’kabullenilmiş kalıplar’’ı içerisinde,bir ‘’düzen’’ dahilinde yürümektedir.
''Doğal'' yaşam içinden yani kadın-erkek ilişkileri yönünden baktığımız zaman da kadınlar için erkeklerin ''doğası''birçok olumsuz özellikleri içinde barındırır.Kendilerini hemcinsleri arasında daha güvende hissederler.Erkekler kahvelerde, sandallarda balık peşinde, kaçamak gecelerde alevlerini küllendirir,kadınların anlaşılmazlığından dem vururlar hep.
Kutuplar çekicidir diyebiliriz kısaca.
Kutuplarda sukünet hüküm sürer.Düzene karşı kabullenmişliğin,boyun eğmişliğin huzuru kol gezmektedir .
Sosyo-politik açıdan baktığınızda bu durum aynen geçerliliğini korumaktadır.Türkiye’de yaşıyorsanız seçim yapmak zorundasınızdır.Egemenleştirilmiş,ezberletilmiş ideolojiler içinde tutulmalıdır saflar.(Çocukluğumuzdan beri varlığımızı armağan etmedik mi,içtiğimiz antlarda)
Kürt milliyetçiliğine karşı duruyorsanız Türk milliyetçiliğinin yanında olmanız gerekmektedir yada tersi.
Yaşadığınız ülkenin tarihine ezberin dışında, eleştirel bakamazsınız.Bakıyorsanız ötelenmek kaçınılmaz hele gelmektedir.İçerisindeki iğrençliği üzerinize kusmaya hazır tecavüzcüler ordusu,hevesli seyircilerin eşliğinde sıraya giriverir hemen.
Birbirine çok zıt gibi görünen tarafların simbiyoz yaşam birlikteliğidir yaşanan aslında. Zıtlıkları besleyen ,besledikçe güçlenen bir düzendir bu.Güvensizliğin yağmurunda yaşam alanlarını boğan bir bitkidir sanki, toprağın üzerini kaplamakta, havayla olan teması kesmektedir.
........
Bu açılardan baktığımızda bir kavram olarak melezlik bence insanlığın kemikleşmiş sorunlarının çözümünde en önemli köşe taşlarından biri olarak karşımızda duruyor.Soruların cevabı bu kanı bozuklukta saklı aslında.
Güzel bir gelecek olacaksa eğer önümüzde, bu diyalektiği yakalamakla mümkün olacak.
Tezlerin,antitezlerin kuyruğuna takılmış kişiliksiz,özgüvenden yoksun,korkaklığın saldırganlığını taşıyan muhafazakar korku imparatorluklarının eteklerinden uzaklaşabilirsek eğer.....sürü olmaktan birey olmanın,insanlığın sentezine de ulaşabileceğiz.
Hrant hem Ermeni ,hem Türk olunabileceğini gösterdi bize,kişiliğinden ödün vermeden,etek öpmeden yaşamanın mümkün olduğunu gösterdi bu topraklarda.Çok güzel bir sentez yarattı bizlere.
Türkiye'nin geleceği Hrant gibi Türkler,Ermeniler,Kürtler,İslamcılar,Sosyalistler.....var olmaya devam ettikçe güzelleşebilir ancak.
Hepimiz Ermeni'yiz,hepimiz Hrant’ız sözünü sahiplenmemiz de işte tam bu yüzden....
14 Ocak 2008 Pazartesi
Bu uygulamayı yeni başlatıyorum.
Beşinci parçamız 'La Juderia' albümünden Naci An Alamo.
Ziyafetin böylesi...
10 Ocak 2008 Perşembe
YASMİN LEVY : ‘Şarkılarımda Savaş Yok’
Yasmin Levy Kudüs doğumlu.32 yaşındaki sanatçı şehrin Baaka bölgesinde bir Yahudi olarak büyümüş. Babasının ölümünde sadece 2 yaşında olan Levy, annesi tarafından yetiştirilmiş. Çocukluğundan beri Araplarla birlikte büyüdüğünü söylüyor, ‘anneme anne derler’ diyor ‘Arap arkadaşlarım’.İkiyüzlü davranmamak gerektiğini; 1948 yılında İsrail kurulduğunda Arapların evlerinden uzaklaştırıldığını ve Yahudilerin onların yerlerine yerleştirildiğini, bunun haksız bir durum yarattığını kabul ediyor. Bu bölgede Arap kültürünün kendisini her alanda hissettirdiğini belirtiyor. Yahudi ve Arap toplumunun duygusal açıdan birbirine çok benzediğinin altını çiziyor.
İspanya’da bir aile dostları kendisinin müzik alanındaki yeteneğini fark etmesiyle başlayan müzik yaşamında ilk olarak Flamenko ile tanışmış Yasmin. (Naci An Alamo yorumu çok güzeldir)

Ancak bu aşamadan sonra Yasmin kendisini içinde büyüdüğü kültürünün cazibesine kapılmaktan alıkoyamayarak, Sephardi Yahudileri’nin konuştuğu Ladino dilinde söylenen, dağıldığı toprakların kültürleriyle bir arada olmanın zenginliğini içinde barındıran müzikleri ortaya çıkartmaya, dünyaya tanıtmaya başlamış.
Sephardi Yahudileri, Ladino Dili; kültürel bir yolculuğun peşinde;
İspanya 8.yy’dan itibaren Moors adı verilen, Afrika kökenli Müslümanların yönetimine girer.1492 yılında Granada kalesinin düşmesine kadar Müslümanların egemenliğinde geçen bu dönem Sephardi Yahudileri, Hıristiyan ve Araplar barış içerisinde bir arada yaşamayı başarırlar. Ancak ülkenin Hıristiyanlar tarafından yeniden işgal edildiği 1492 yılından sonra tablo değişecektir. Araplar tasfiye edilir, Yahudilerin önüne ise iki seçenek konur ya Hıristiyan olun ya da bu ülkeyi terk edin.(Ya sev, ya terk et!)
Bunu üzerine Sephardi Yahudileri yeni evleri olacak Afrika, Balkanlar ve büyük çoğunluğunun adres olarak seçeceği Osmanlı İmparatorluğu’nun bünyesindeki Anadolu’ya yerleşir. Osmanlı’nın kendileri için bir sığınak olmasını manidar bulmuş Yasmin.
Babası İzmir’de büyük bir Sephardi topluluğunun içerisinde dünyaya gelmiş. Sinagog’ta duayı ve ayini yöneten, kantor adı verilen mesleğe sahip olan babası yaşamı boyunca kendi kültürüne ait müzikleri biriktirmiş.Yasmin çalışmalarına bu repertuarın kaynaklık ettiğini söylüyor.
Ladino dilinin ve kültürünün ciddi bir erozyona uğradığını, yok olma tehlikesi yaşadığını düşünen Yasmin ,yüzyılların içerisinden gelen bu birikimi yaşatmak için kolları sıvamış.Bu yolda en güçlü mirasın da babasından miras kalan repertuar olduğunu belirtiyor.
Bu bakış açısıyla Yasmin Levy’nin en son çıkarttığı albüm ‘Mono Suave’. Albümde İran, İsrail, Paraguay, Türkiye ve İspanya’dan müzisyenler çalışmış. Parçalarda Ortadoğu’nun, Anadolu’nun, Balkanların, Arap ve Yahudi kültürünün izlerini bulmak mümkün.
Albümde Natasha Atlas ile bir Bedevi şarkısında düet yapmışlar. Amir Shahsar ile birlikte söylediği ‘Odecha’ isimli parçadan çok etkilendiğimi belirtmeden geçemeyeceğim.
Dünyayı değiştiremeyeceğimin farkındayım diyor. Ancak medyanın sadece şiddetin resimleriyle gündeme getirdiği bu coğrafyadan küçücük de olsa bir mesaj verebiliyorsam bana yeter. Farklı kültürlerin (etnik, milli, dini) bir arada yaşamasının mümkün olduğuna, bunun ışıltısının müziklerde kendisini gayet açık gösterdiğine dair bir mesaj verebilirsem ne mutlu. İspanya’da bundan yüzyıllar önce farklı kültürler barış içerisinde bir arada yaşayabildi. Bunun şimdi de olması, niçin mümkün olmasın?
Dünyayı değiştirmek, insanoğlunun üretici-yaratıcı potansiyellerinin önünü açmak için, dayanışmacı ruha sahip aydın modelinin yerini, etnik-milli-dini gettolarında birbirine diş bileyen ''aydınların'' aldığı günümüz Türkiye’sinde bu mesajlar şu gün için duvarlara takılacaktır mutlaka.
Varsın takılsın ,Yasmin ne diyor? Küçücük de olsa …..
02 Ocak 2008 Çarşamba
James Blunt - No Bravery
Cesaret yok,
Burada duran çocuklar var,
Gökyüzüne çevrilmiş silahların altında,
Gözyaşları kurumuş.
O buradaydı.
Kardeşler derin mezarlara uzanıyor.
Babalar iz bırakmadan kayboluyor.
Bir ulus utançtan kör oluyor.
O burada olduğundan beri.
Ve hiç cesaret göremiyorum,
Gözlerinde hiç cesaret yok artık.
Sadece hüzün.
Evler yapılacağına yakıldı.
Ölümün kokusu havada.
Umutsuzca ağlayan kadın söylüyor,
O buradaydı.
Mermiler gökyüzünü aydınlatıyor.
Ve bir başka aileyi öldürmek için geliyor.
Bir çocuk ağlamaktan korkarak söylüyor:
O buradaydı.
Ve hiç cesaret göremiyorum,
Gözlerinde hiç cesaret yok artık.
Sadece hüzün.
Burada duran çocuklar var,
Silahlar gökyüzüne çevrilmiş,
Ama kimse neden diye sormuyor,
O buradaydı.
Yaşlı adam kaderine diz çökmüş.
Kadınlar ve kızlar, kesilmiş tecavüze uğramış.
Bir nesil nefretle büyümüş.
Evet, o buradaydı.
Ve hiç cesaret göremiyorum,
Gözlerinde hiç cesaret yok artık.
Sadece hüzün.
JAMES BLUNT

Savaşa neden mi karşıyız?
Bir kere çocuklar ölmesin diye en başta.
Kefene sarılı minicik bedenler hiç çıkmayan izler bırakır rüyalarda.
Savaşa neden mi karşıyız?
Vurulmasın gençler sorgusuz sualsiz yol ortasında,
dur ihtarına uymadı yalanıyla.
Savaşa neden mi karşıyız?
Erkekler iktidarlarını spermleriyle saldırarak göstermesinler diye,
barışta asla ulaşamayacakları kadınlara.
Savaşa neden mi karşıyız?
Her birimizin içindeki katil dehşet saçmasın diye,
karanlık, çıkmaz sokaklarda.
CHE
25 Aralık 2007 Salı
Ninova ve Journey
Ninova için internet üzerinden yaptığım kaynak araştırmasında bir sonuç elde edememek beni üzdü.Bu konuda en (belki de tek) başarılı çalışma Ekşi Sözlük'ten Niyobe arkadaşımıza ait.Yazısını aynen alta koydum,bence yeterince doyurucu.Teşekkürler Niyobe...
“Etnik müzik sevenlerin kaçırmaması gereken enfes bir albüm.Ortadoğu'nun sesine kulak vermek için dinleyin dinlettirin.Albüm, müzikseverleri Asur Devleti'ne başkentlik etmenin yanı sıra dünyanın ilk kütüphanesi olan Ninova şehrine doğru yolculuğa çıkarıyor, Çin'den Mezopotamya'ya birçok halkın müziğiyle tanışma olanağı sunuyor.
Kompozitörlüğünü G. Abdollah Zadeh'in yaptığı Ninova'nın müzik yönetmenliğini ise Pedro Toporek yapmış.
RİTMLERİN BİRLİKTELİĞİ
Aslında albüm hakkında genellemeler yapmak pek mümkün değil. Çünkü, 13 şarkıdan oluşan albümde her şarkının kendine has çizgisi, melodisi ve ritmik yapısı söz konusu. Yine de albüm için, "ortadoğu'nun kültürel yapısından izler taşıyan melodik kalıplarla, kimi zaman canlı kimi zaman ise bilgisayar ritimlerinin oluşturduğu birlitelikler" gibi bir tanımlamaya gidilebilir.
"Parwaneh" adlı ilk şarkı, tam anlamıyla albümün özeti olarak değerlendirilebilir. Ney, ud, santur gibi enstürmanlarla sağlanan ve bir gezintiyi andıran doğaçlamalardan sonra ortaya çıkan ritmik yapı, albümdeki doğaçlamalar ve ritimler hakkında kimi ipuçları taşıyor. Otantik eserlerin kullanılmış olmasının yanı sıra "Ninova" adlı şarkıda dikkat çeken bir diğer nokta ise vokalin kullanılış tekniği. Vokal kimi zaman diğer enstürmanlara yol gösteren, melodiyi icra eden, kimi zaman ritmik yapı içerisinde doğaçlamayı üstlenen bir enstrüman niteliği taşıyor. Ayrıca enstrümanların ayrıntılar göz önüne alınarak kullanılmış olması, eserin her dinlenişinde farklı bir enstrümanın fark edilmesi sonucunu doğuruyor. 
"Fangarie" hem kullanılmış olan klavye hem de sentetik olarak kullanılmış ritimler ile bilgisayarın yapaylığını taşıyan bir girişle başlamasına rağmen, çok kısa bir zaman dilimi içerisinde beliren elektrogitar, klasik gitar ve vurmalı çalgılar sayesinde farklı bir kimliğe bürünüyor.
Albümün dördüncü eseri olan "tuaregs" de vokalin kullanımı açısından "Ninova"dan farklı değil. Tabi bu benzerlik kesinlikle melodi benzerliği anlamını taşımıyor. "Bramaputra" ve "kawa", otantik olan enstürmanlar ve melodik yapılarıyla tam anlamıyla ortadoğu kültürünü yansıtmasına karşın, ritimler daha çok "pop müziğini" hatırlatıyor.
Ortadoğu ritimleri üzerine kurulan "narmada"da çigan müziği etkisi hissediliyor.Albümdeki "pustat" ve "road of the china" adlı eser, gitar, ud ve flütün kullanılış tekniği açısından, "kitaro"nun müziklerini andırıyor.
OTANTİK VE MODERN EZGİLER
Albümdeki sentez, kullanılan enstrümanlarda da yansımasını bulmuş. Keyboard ve perküsyonun yanında ud, santur, keman, akerdeon, tanbur gibi enstrümanların kullanılmış olması da "geleneksel-yeni" ve "otantik-modernize" konusundaki arayışlar hakkında bilgiler veriyor. Tüm bu özelliklerden sonra, "Ninova-Journey", günümüzün müzikal beğenisiyle, otantik renklerin yoğun olduğu bir ortadoğu yolculuğu olarak nitelenebilir.”
NİYOBE
16 Aralık 2007 Pazar
Mamak Khadem
Mamak Khadem İranlı bir sanatçı.
Adını Axiom Of Choice ile duyuran Khadem geçtiğimiz günlerde bir solo albüm çıkarttı.Jostojoo isimli bu çalışmadan seçildi dinlediğiniz parçalar.

Klasik Persian kültüre bağlı kalmaya özen gösteren Mamak bu çabasının yanısıra oldukça etkilendiğini söylediği Hindistan,Türkiye,Grek ve Ermeni bölge kültürlerinin de izlerini müziğine yansıtmasını bilmiş bir müzisyen.Eserlerinde gelenekselin sınırlarını zorlayan, bölgesini dünyaya yansıtma çabası kendisini hissettirmekte.Sesini kullanma tekniğinde dikkat çeken, kendine has özellikleri var.
Axiom Of Choice un tanıtımını ayrı bir yazı ile yapmayı düşünüyorum.Sanatçının bu grupla yaptığı üç albüm dışında Ömer Faruk Tekbilek (Alif),Jamshid Sharifi (A Prayer Of The Soul Of Layla) Budha Bar serisindeki (Season Of Souls) albümlerde katkıları bulunmakta.
1970 li yılların başında İran Ulusal Radyo Televizyonu Çocuk Korosu ile müzik yaşamına başlamış Mamak Khadem.Yetmişlerin sonunda, İran devrimiyle kesintiye uğrayan bu süreç 1980lerden sonra Amerika içerisinde devam etmiş.

İran müzik kültürüyle bağını kopartmayan müzisyenimiz bu bölgeye düzenli gidiş-gelişlerle yerel büyük ustalarla çalışmalarını sürdürmüş.
Amerika da ses eğitimi veren Khadem akademi ve üniversitelerde bu yönde çalışma alanlarına sahip.Ayrıca matematik dersleri verdiğini de biliyoruz.
Birçok film ve dizi müziğinde imzası bulunuyor,yönetmenler ve filmlerden örnekleri sıralayalım:
Hans Zimmer (Peace Maker)
Joel Mc Neally (Buffalo Soldier) (Dark Engel)
Jeff Rona (Traffic And Profiler)
Marco Beltrami (Dracula 2000)
Chris Back (Buffy The Vampire Slayer)
Richard Gibbs (Battlestar Galactica)
Jamshid Sharifi (Persona Non Grata)

Yukarıda beğenize sunduğum eser, albümde yer alan iki parçanın birbirine eklenmiş hali.Sanırım kendisi de bilinçli olarak arka arkaya koymuş albümünde bu parçaların.Lachrymosanın bitişinde diğer parçaya geçişi hissediyorsunuz, sanki iki parça bütünken,sonradan bölünmüş.
Sevdiğini,evladını kaybeden bir ananın yakarışlarından,yeni bir yaşama açılan bebeğin gözlerinin verdiği coşkuya doğru akan duygu selinde, doğunun bir dağ köyündeyim bu parçada.Ne mutlu bu iklimde yaşamak,bu toprağın bir parçası olmak.
Hüzün ve coşkunun sadece bir adım uzaklıkta ,bir arada yaşadığı ortadoğunun nabzını tutan bu güzel sese hoş geldin diyorum.
Hoş geldin Mamak aramıza....
