25 Aralık 2007 Salı

Ninova ve Journey


Ninova için internet üzerinden yaptığım kaynak araştırmasında bir sonuç elde edememek beni üzdü.Bu konuda en (belki de tek) başarılı çalışma Ekşi Sözlük'ten Niyobe arkadaşımıza ait.Yazısını aynen alta koydum,bence yeterince doyurucu.Teşekkürler Niyobe...

“Etnik müzik sevenlerin kaçırmaması gereken enfes bir albüm.Ortadoğu'nun sesine kulak vermek için dinleyin dinlettirin.Albüm, müzikseverleri Asur Devleti'ne başkentlik etmenin yanı sıra dünyanın ilk kütüphanesi olan Ninova şehrine doğru yolculuğa çıkarıyor, Çin'den Mezopotamya'ya birçok halkın müziğiyle tanışma olanağı sunuyor.

Kompozitörlüğünü G. Abdollah Zadeh'in yaptığı Ninova'nın müzik yönetmenliğini ise Pedro Toporek yapmış.

video




RİTMLERİN BİRLİKTELİĞİ

Aslında albüm hakkında genellemeler yapmak pek mümkün değil. Çünkü, 13 şarkıdan oluşan albümde her şarkının kendine has çizgisi, melodisi ve ritmik yapısı söz konusu. Yine de albüm için, "ortadoğu'nun kültürel yapısından izler taşıyan melodik kalıplarla, kimi zaman canlı kimi zaman ise bilgisayar ritimlerinin oluşturduğu birlitelikler" gibi bir tanımlamaya gidilebilir.

"Parwaneh" adlı ilk şarkı, tam anlamıyla albümün özeti olarak değerlendirilebilir. Ney, ud, santur gibi enstürmanlarla sağlanan ve bir gezintiyi andıran doğaçlamalardan sonra ortaya çıkan ritmik yapı, albümdeki doğaçlamalar ve ritimler hakkında kimi ipuçları taşıyor. Otantik eserlerin kullanılmış olmasının yanı sıra "Ninova" adlı şarkıda dikkat çeken bir diğer nokta ise vokalin kullanılış tekniği. Vokal kimi zaman diğer enstürmanlara yol gösteren, melodiyi icra eden, kimi zaman ritmik yapı içerisinde doğaçlamayı üstlenen bir enstrüman niteliği taşıyor. Ayrıca enstrümanların ayrıntılar göz önüne alınarak kullanılmış olması, eserin her dinlenişinde farklı bir enstrümanın fark edilmesi sonucunu doğuruyor.

"Fangarie" hem kullanılmış olan klavye hem de sentetik olarak kullanılmış ritimler ile bilgisayarın yapaylığını taşıyan bir girişle başlamasına rağmen, çok kısa bir zaman dilimi içerisinde beliren elektrogitar, klasik gitar ve vurmalı çalgılar sayesinde farklı bir kimliğe bürünüyor.

Albümün dördüncü eseri olan "tuaregs" de vokalin kullanımı açısından "Ninova"dan farklı değil. Tabi bu benzerlik kesinlikle melodi benzerliği anlamını taşımıyor. "Bramaputra" ve "kawa", otantik olan enstürmanlar ve melodik yapılarıyla tam anlamıyla ortadoğu kültürünü yansıtmasına karşın, ritimler daha çok "pop müziğini" hatırlatıyor.

Ortadoğu ritimleri üzerine kurulan "narmada"da çigan müziği etkisi hissediliyor.Albümdeki "pustat" ve "road of the china" adlı eser, gitar, ud ve flütün kullanılış tekniği açısından, "kitaro"nun müziklerini andırıyor.

OTANTİK VE MODERN EZGİLER
Albümdeki sentez, kullanılan enstrümanlarda da yansımasını bulmuş. Keyboard ve perküsyonun yanında ud, santur, keman, akerdeon, tanbur gibi enstrümanların kullanılmış olması da "geleneksel-yeni" ve "otantik-modernize" konusundaki arayışlar hakkında bilgiler veriyor. Tüm bu özelliklerden sonra, "Ninova-Journey", günümüzün müzikal beğenisiyle, otantik renklerin yoğun olduğu bir ortadoğu yolculuğu olarak nitelenebilir.”

NİYOBE

16 Aralık 2007 Pazar

Mamak Khadem

5 Aralık 2007 Çarşamba

Martılar Ah Eder

26 Kasım 2007 Pazartesi

Tara Fuki : AŞK VE İSYAN





Tara Fuki etkileyici bir üçlüden oluşuyor.Bunlardan ilk ikisi; Andrea Konstankiewicz ve Dorota Barova adında iki güzel bayan, üçüncüsü ise bu zarif hanımların ellerindeki tabloya hayat veren viyolonsel.
Konstankiewicz ve Dorota'nın birlikteliği 2000 yılında (Çek Cumhuriyet'ini meydana getiren iki bölgeden birisi olan) Moravya'nın güneyindeki Brno'da başlamış.

Grubun en çok etkilendiğim calışması ilk albümleri olan Piosenki Do Snu (2001) oldu.Daha sonra dinlediğim Kapka (2003) albümleri de ilk albümleri kadar güzel.En son çalışmaları ise Auris (2007).

Vokaldeki kadınla çıkacağınız yolculuk heyecan verici nitelikte.Büyük bir nehirin durgun sularında dinlenmenin getirdiği huzurla seyahatinize başlıyorsunuz başlamasına da,kanal daralıp su sizi savurmaya başladığında duyacağınız kalp çarpıntısıyla birlikte,bu duygu yerini derin bir coşkuya bırakıyor,ta ki şelalenin boşluğunda gözlerinizi açana kadar.

Aşk ve isyan gerçekten bu ikiliyi açıklayan iki kelime, kadın deminde tutkunun dile gelişi...

Çekçe,lehçe,ingilizce,fransızca dili kullanan Tara Fuki'nin parçalarında, atipik ritimlerin armonisinin oluşturduğu ahenk çok hoş eserlerin yolunu açmış.
Klasik,rock ve cazın hamurunda, balkanların ve doğunun eşsiz lezzetinin karışımı kolay, kolay bulunamayacak bir ziyafet sunmuş bu güzellerin ellerinden bizlere.

Müzik Akademisi’nin iki Grammy ödülü: “2001 yılı Keşfi” ve “ Yenilikçi Müzik Birincilik Ödülü” ile 2002’de “Müzik Eleştirileri Ödülü” almış grup.

İsveç, Almanya, Avusturya, İtalya, Fransa, Polonya, Rusya, Romanya, Macaristan, Yugoslavya, Hollanda ve Orta Amerika’ya turneler düzenlemiş ve festivallere katılmışlar.

Andrea ve Dorota sizi çok seviyorum...kadının genelde sevecen ve yumuşak olduğu gibi ,gereğinde ne kadar sert ve güçlü olabileceğini de sayenizde bir kez daha görmüş oldum.

CHE

3 Kasım 2007 Cumartesi

Bi dünya çocuğum var...





Yazılarımda onların seslerini,yüzlerini görmeye çalışıyorum.
Bu dünya üzerinde “öteki” olarak dışlanan,aslında bizden hiç farkı olmayanların nefeslerini duymaya.
Memleket televizyonlarımız “Dünyayı Kurtaran Adam” filmini “Bir Türk Dünyaya Bedeldir” altyazısıyla hiç usanmaksızın tekrarlayınca insanlarımızda Kurtulma-Kurtarma sorunsalına salt Türklükle olan ilişkisi oranında değer veriyor yada vermiyorlar.
Şişirilmiş,şımarık,kaprisli bir ruh hali bu.
Öyle bir ruh hali ki,dünya çocuklarını kucaklamak söyle dursun bu ülkenin çocuklarına “onlar” ve “bizler” olarak niteler hale getiriyor zihinleri.
Okul seçerken, “onların” çocuklarının gittiği bir bölgeye karşılık geliyorsa eğitim kurumu yavrumuzu göndermeye kıyamıyoruz.
Hırsızlığı,tinercilği,kapkaççılığı,kabalığı hep “onlar” yapıyor.
Varoşlar etrafımızı çevirmiş,memleketi sarıklılılar,çarıklılar elimizden alıp götürüyorken nasıl ilgilenebiliriz değil mi , DÜNYANIN çocuklarıyla...
Dünyaya ulaşmanın yolu çocukların gözlerinden geçer.
En yakınında ötekileştirdiğin minik gözlere bakmıyorsan eğer,
bu ninniye ,bu habere ve bu rapora döktüğün gözyaşları seni kandırmasın.
İnanma,
sakın inanma...

CHE


BİR HABER :
Yardım Kuruluşu Afrikalı Çocukları Kaçırıyor İddiası
BİA Haber Merkezi - Abache
31 Ekim 2007, Çarşamba
Kuzey Afrika ülkesi Çad'dan 103 çocuğu Avrupa'ya kaçırmaya çalıştıkları iddiasıyla bölgede çalışan Fransız yardım kuruluşu L'Arche de Zoe'nin dokuz üyesi ve İspanyol uçuş ekibi tutuklandı. BBC, tutuklananlardan üçünün gazeteci olduğunu belirtti.
IPS'in haberine göre, savcılık geçtiğimiz hafta ülkenin doğusundaki Abache kentinde yaşları üçle 10 arasında değişen çocukları uçağa yüklerken tutuklanan sanıklar için çocuk kaçırma suçlamasıyla 20 yıl hapis istedi.
2004'te Asya'daki tsunamiden sonra kurulan Fransız yardım örgütünün yöneticisi Eric Breteau, amaçlarının "savaşın vurduğu Darfur'dan 10 bin yetim çocuğu Fransız ailelerin yanına yerleştirmek olduğunu" söyledi ve suçlamaları reddetti. Fakat daha sonra sadece sağlık yardımı yaptıklarını iddia etti.
Çocukları almak isteyen Fransız ailelerin de önceden birkaç bin dolar ödedikleri iddia edildi.
"Çocuklar ne Darfur'dan ne de yetim"Birleşmiş Milletler (BM) ve Çadlı yetkililerse, çocukların çoğunun Darfur'dan gelmediğini, hatta birçoğunun yetim bile olmadığını söylüyor. Çocuklardan biri, Osman, ailesinin kırsal bölgelere çalışmaya gittiğini, köylerine gelen birkaç yetişkinin onlara şeker vererek yanlarında götürdüğünü anlattı.
Çocuklar şu an BM Çocuklara Yardım Fonu'nun (UNICEF) gözetimi altında tutuluyor. Örgüt, yapılanları "yasadışı; ulusal ve uluslararası standartlara aykırı" olarak tanımladı. Çocukların nereden geldiği ve aileleri tespit edilmeye çalışılıyor.
Fransa cumhurbaşkanı Nicholas Sarkozy, L'Arche de Zoe örgütünün çalışmalarının "yasa dışı" olduğunu belirtti. Fransız Adalet Bakanı Rachida Dati de "Çad adalet sisteminin bağımsız olduğunu" vurguladı.
Fakat İspanya hükümeti, kuruluş tarafından kiralanan uçakta çalışan ekibin masum olduğunu ve çocuk kaçırma iddialarıyla ilgisi bulunmadığını iddia ederek vatandaşlarının serbest bırakılmasını talep etti.(EÜ)
* Bu haberi Le Monde, IPS ve BBC'den türkçeleştirerek derledik.



BİR RAPOR :
RİSK ALTINDAKİ DÜNYA ÇOCUKLARI RAPORU
(Raporun tamamı için http://www.cocukvakfi.org.tr/risk_rapor.htm)
DÜNYA ÇOCUKLARINA YÖNELİK GENEL EĞİLİMLER:
Dünyanın toplam nüfusu 6 milyar 300 milyon. 0-18 yaş arası çocuk nüfusu 3 milyar 50 milyon. Bu çocukların 1 milyar 900 milyonu 15 yaşından küçük. 500 milyon çocuk ise henüz 3 yaşını aşmamış.
Her 100 çocuktan 6'sı 5 yaşına varmadan ölüyor.
Gelişmekte olan ülkelerde 5-14 yaşlarında 200 milyon çocuk mutlak yoksulluk düzeyinin altında bulunuyor.
Dünya genelinde çocukların yüzde 71'i temiz su içebiliyor.
Okul çağı içinde bulunan 135 milyon çocuk okuma-yazma bilmiyor. Gelişmiş ülkelerde ise çocukların yüzde 98'i okula kayıtlı.
Dünya çocuk riski puanı 30. Türkiye'nin çocuk riski puanı ise 15. 20.sırada..
Dünyada her iki çocuktan biri şiddete maruz kalıyor.


SAVAŞLAR VE ÇOCUKLAR:Dünya üzerinde 15 milyona yakın çocuk çatışmalar yüzünden evlerinden ayrı yaşamak zorunda kalıyor.
Geçen 10 yıl içerisinde 2 milyona yakın çocuk çatışma ortamlarında öldürüldü. 1 milyondan fazla çocuk yetim kaldı. 6 milyona yakın çocuk ciddi olarak sakat kaldı. 10 milyona yakın çocuk psikolojik travma geçirdi.
Her ay 800 çocuk kara mayınlarından dolayı ölüyor veya sakat kalıyor.
Afganistan'daki çocukların %72'si bir yakınını kaybetmiş, %65'i çevrelerinde cesetler görmüş. %50'si birilerini roketli veya bombalı saldırılar neticesinde ölürken görmüş.
...kızlar için en büyük tehlike tecavüze uğrama ve cinsel istismara mâruz kalma. Aşırı yük altında ezilme, kötü beslenme, cilt enfeksiyonları yaygın. Cinsel yollarla bulaşan HIV/AIDS gibi hastalıklar tüm çocukları tehdit ediyor. Kız çocuklara mahsus bir problem de hamile kalma riski. Ayrıca onları duyarsız hale getirdiği için uyuşturucu ve alkolün yaygın olarak kullanımına müsaade ediliyor.
Hatalarından dolayı ölüm cezasına çarptırılan çocuklar var. ..Herhangi bir bölgede birkaç çocuğun savaşırken görülmesi o bölgedeki tüm çocukları şüphe altında bırakıyor ve tüm çocuklar çarpışan grupların hedefi haline geliyorlar. ..
Sierra Leone'de silahlı gruplarca kaçırılan kız çocukların neredeyse tamamı tecavüze uğruyor. Silahlı gruplar tarafından düzenlenen bir köy baskınında 8 yaşındaki bir kız çocuğunun kolu koparılarak bu çocuğa gidip devlet başkanından yeni bir kol istemesi söyleniyor... ...14 yaşındaki Ugandalı Concy'nin sözleri şöyle: "Bizler erkeklere dağıtıldık. Ben eşini yeni öldürmüş bir erkeğe verildim. LRA'nın karıları olmayı reddedenler hemen öldürülüyorlardı." ... ... Sri Lanka'da kız çocuklar da asker olarak kullanılıyor. Bildirildiğine göre pek çoğu toplum arasında çok daha az dikkat çektiği için intihar bombaları olarak yetiştiriliyorlar. Ampakaman bölgesinde 1999 Ekim'inde hükümet kuvvetlerince düzenlenen bir baskında öldürülen 140 Tamil Kaplanı'nın 49'u çocuktu ve bunların 32'si 11-15 yaş arası kız çocukları idi...


İŞKENCE VE KÖTÜ MUAMELE:
İşkence ve kötü muamele, çocukların haklarını ihlâl etmede yoğun olarak uygulanan yöntemler arasında yer alıyor. Ülkeler arasında farklılık gösteren unsurları, bu fiillerin yoğunluğu, uygulama şekli ya da bu fiilleri uygulayanların kimliği belirliyor...
...Çocuklara karşı uygulanan kötü muamele ve işkencede en yaygın yöntem dayak. Dayak, çoğu zaman yaralanmalara neden olmakla birlikte zaman zaman iç kanama, kemik kırılması hattâ ölümle de sonuçlanabiliyor. Öldüresiye dövmek aynı zamanda en eski ve terk edilmeyen yöntem. Diğer yöntemler ise bölgeden bölgeye değişiyor.
Tecavüz daha ziyade kız çocukları tehdit etmekle birlikte sadece onlara yönelik bir muamele değil. Teknolojik gelişmelere kapalı olmayan uygulayıcılar elektriği de kendi amaçlarına uygun bir şekilde kullanıyorlar. Vücudun herhangi bir noktasına kablo bağlanarak veya içi su dolu bir havuza elektrik yüklü kablo konularak çocuklara işkence yapılabiliyor. "Buzdolabı" denilen soğuk odalarda bekletme veya dışkı ve pislik içinde uzun süre alıkoyma da uygulanan yöntemlerden. Su altında veya su üstünde nefessiz bırakma ise uzun süre aç ve susuz bırakmaya oranla daha bölgesel bir uygulama.İşkence ve kötü muamele yapmak için her şey gerekçe olabiliyor. Hırsızlık gibi adlî vakalar en sık rastlanan nedenler arasında yer alıyor. Bunun yanında çocukların dışa vurduğu kendilerine ait düşünceleri de yeterli bir sebep teşkil ediyor. Bazen çocuklar görüşleri "takdir edilmeyen" ve fakat ele de geçirilemeyen aile üyelerinin yerine ya da onlara ulaşmak için işkence ve kötü muameleye maruz kalıyor. Hattâ kurumdaki görevlinin dayak atma isteği de bir gerekçe olarak karşımıza çıkabiliyor... ...İşkence ve kötü muamele iddiaları genellikle yargı önüne çıkarılamıyor. İşkencecilere caydırıcı nitelikte cezalar uygulanmıyor.
...Cezayirli Hasan Şerif ve abisi, haklarında herhangi bir suçlama yokken silahlı bir gruba katılmış olabilecekleri şüphesi ile 17 gün gözaltında tutuldular. Kimseyle görüştürülmedikleri bu süre içinde elektrik şokunun yanısıra Cezayir'de yaygın olarak uygulandığı söylenen "şifon"a da maruz kaldıkları iddia ediliyor. Şifon, kimyasal madde karıştırılmış pis suyun ağızdan aşağı zorla dökülmesi ve ardından ağza bir kumaş parçası tıkılmasını ifade ediyor... Nijeryalı Bariya, toplum tarafından dışlanacağı veya toplumsal bir cezaya çarptırılacağı endişesi ile tecavüze uğradığını herkesten gizlemeye çalışmış. Faslı Hamid, arkadaşını öldürdüğünü itiraf etmeye zorlamak için gözleri bağlanarak falakaya yatırılmış. Kenyalı Lamurodo'nun cesedi yabancı birinin suçlaması üzerine içeri alındıktan 2 gün sonra 160 kilometre ötede bulunmuş. Malavi'de cezaevinde kalan çocuklar gardiyanlar tarafından kendi bölümlerinden alınarak yetişkinlerin bölümüne kaçırılarak para karşılığı yetişkinlere teslim ediliyorlar. HIV/AIDS gibi hastalıklara kapılma riski altında bulunan çocukların yapabilecekleri bir şey yok...
Rusya, oluşturduğu kontrol noktalarında "Çeçen mücahidi"olma ihtimaline dayanarak 10 yaşındaki erkek çocuklarını bile alıkoyabiliyor. Rusya'nın alıkonulan çocukları götürdüğü filtrasyon/ayıklama/süzme kamplarında işkence ve tecavüzün yaygın olduğu söyleniyor. Tanıkların anlattığına göre Chernokozovo'da 14 yaşındaki bir kız pek çok gardiyanın tecavüzüne uğramış. 16 yaşındaki bir erkek çocuğunun da konuşamayacak ve yemek yiyemeyecek şekilde ağız ve dişleri dağıtılmış. Rusyalı Vladimir ise bildirildiğine göre gözaltından canlı çıkamamış... Kosovalılar Sırplar'ı suçlarken Sırplar da Kosovalılar'ı aynı suçlarla itham ediyorlar. Angolalı Didier bir sokak kavgasına karıştığı iddiası ile İsviçre polisi tarafından sokak ortasında dövülmeye başlanmış. İngiltere'de Feltham'da günün 22 saatini harap, çürümüş, kirli ve soğuk hücrelerde battaniyesiz olarak geçirdiklerini gördükten sonra Hapishaneler Baş Müfettişi "medenî bir ülkede bunun kabul edilemeyeceğini" söylüyor. ABD Louisiana'daki çocuk merkezlerinden Jena'da alıkonan çocuklar, bildirildiğine göre uzun süreli izolasyona tâbi tutuluyorlar; ayakkabı ve battaniyeden yoksunlar ve kimyasal gaza maruz bırakılıyorlar. Baltimore Sun Gazetesinin haberine göre gardiyanların bir çocuğun dudağını patlatması, burnunu kanatması, çocuğu yerlere fırlatıp dövmesi olağan.
Sri Lankalı Vallipuram 12 polis tarafından tutuklandıktan sonra "Tamil"üyesi olduğunu itiraf etmeye zorlanmış. Tibetli Phuntsog ve arkadaşı yumruklarını kaldırarak "Özgür Tibet" diye bağırmalarının hemen ardından Çinli polislerden dayak yemişler. Bu eylemlerinden dolayı yargılandıktan sonra 3 yıl hapis cezası almışlar. Bangladeşli 9 yaşındaki Firoz, hırsızlık yaptığı iddiasıyla içeri alındıktan sonra uzun süre asılı şekilde bırakılmış ve dayak yemiş ve polisler tarafından parmağı ezilmiş. Endonezya'nın Aceh/Açe Bölgesindeki yedi aylık Muhammad, babasının nerede olduğunu söylemeyen annesini konuşturmak için saatlerce güneş altında asılı bırakılmış. Hücre arkadaşının ifadesiyle ölesiye dövülen ve otopsi raporunda ölüm sebebi olarak başına aldığı darbeler gösterilen Pakistanlı Gulam'ın polis tarafından ailesine söylenen ölüm sebebi oğullarının kendini hücrede asmasıymış. Avustralya'da yerli çocuklara işkence ve kötü muamele yapıldığı söyleniyor. Ortadoğu'da da çocuklara karşı işlenen kötü muamele çok yaygın durumda. Yüzlerce Filistinli çocuk en fazla taş atarak İsrailli askerlere zarar vermenin karşılığı olarak günlerce tecrit ve gözaltında tutuluyor. Aç, susuz ve uykusuz bırakılan bu çocukların 12 yaşından büyük olanları askeri mahkemelerde yargılanıyor ve cezaevine konuluyor. İsrail çekildikten sonra basına açılan Lübnan'daki Khiam Alıkoyma/Gözaltı Merkezi'nde gazeteciler kamçı, elektrod, kelepçe vb. aletlere rastladılar.


MÜLTECİ VE SIĞINMACI ÇOCUKLAR:Dünya üzerindeki mülteci ve sığınmacıların %80'i kadın ve çocuk. Dünyada kendi ülkelerinde yerlerinden/yurtlarından edilmiş 25 milyondan fazla çocuk var. Bunlardan 10 milyon kadarı BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK/UNCHR)nin himayesi altında bulunuyor. Çeşitli sebeplerle memleketini terk etmek zorunda kalan bu çocukların bir kısmı yolda ailelerinden ayrı düşüyor ve bazen onlara hiç kavuşamıyor. Çocukların yaşadığı yerleri terk etmelerinin en büyük sebebi kendi muhitlerinde çıkan çatışmalar. Mülteci ya da sığınmacı çocuklar şiddet, hastalık, kötü beslenme gibi sorunlarla sık sık yüz yüze geliyorlar. Neredeyse tamamının yetişkinlerin yardımına ihtiyacı var. Burada da çocuklar ilk hedef oluyor. Mülteci çocuklara suçlularmış gibi davranılıyor. Çoğu zaman temiz su bulamadıkları gibi bazen barınacak mekan da bulamıyorlar. Bu çocuklar için temin edilen malzemeler ise hırsızlar için kolay bir hedef oluyor. Asya-Pasifik'te 5,5 milyon civarında mülteci bu bölgede yaşıyor. Mülteci çocuklar kaçırılarak "batı"ya doğru götürülüyorlar. Kimisi hizmetçi/köle olarak satılırken kimisi seks pazarına sunuluyor.
Afrika'da 4 milyona yakın mülteci ve sığınmacının yarısını çocuklar oluşturuyor. Ailesinden ayrı düşmüş mülteci çocuklar kaçırılarak seks pazarında kullanılma riskini daha fazla taşıyorlar. Ortadoğu'da 3 milyon mültecinin yarıdan fazlası çocuklardan oluşuyor.

ÇOCUKLARIN KAÇIRILMA VE CİNSEL SÖMÜRÜ ARACI OLARAK KULLANILMASI: Kesin rakamlar bilinememekle birlikte yılda 2,5 milyona yakın insan kaçırılıyor.
Kaçırılanların yarıya yakını kız çocukları.
Geçen yıllar kaçırılan çocukların sayısını azaltmadığı gibi artmasına da engel olamıyor. Çocuklar ticarî bir mal gibi görülerek alınıp satılıyor. Sağladığı kazanç açısından silah ve uyuşturucu kaçakçılığı ile yarıştığı söyleniyor. Çocukları kaçıranlar büyük ve organize gruplar. Pek çok çocuk durumunu bildirmek üzere polise gitmeye korkuyor. Bazıları içlerinde polislerin de bulunduğu gruplar tarafından kaçırılmış. Çocukların pek çoğu kaçırılarak seks pazarına sokulurken bazıları aileleri tarafından zorlanıyor. Belli bir oranı da "batı"ya kaçtıktan sonra rahat bir yaşama kavuşacağını düşünen fakat umduğunu bulamadığı gibi aç ve susuz kalarak ekmeği seks pazarında bulan çocuklar oluşturuyor. Çocuk seks pazarındaki sayının artmasındaki en önemli sebep HIV/AIDS korkusu. Kendisine AIDS bulaşmasından korkan pek çok insan "bakire"lerle ilişkiye girerek korunacağına inanıyor. Çocukların cinsel sömürü aracı olarak kullanılmasının yanısıra çocuk pornografisinde de artış var. Teknolojik gelişmeler en çok çocuk pornograficilerinin işine yarıyor. Kız çocukların chat odalarında konuşarak kandırılmasına önleyici tedbirler yeterli değil. Kaçırılan çocuklar sadece cinsel sömürü aracı olarak çalıştırılmıyor. Çocuklar ayrıca uyuşturucu dağıtıcısı, seks kölesi, ev hizmetçisi/kölesi ve ucuz işçi olarak da çalıştırılıyorlar. Bu çocuklara yardım etmek isteyenler ise tehditlerle karşılaşıyorlar. Afrika'da çocuklara yönelik seks turizminde artış var. Seks turizmi açısından Senegal en önemli merkez. Onu Gambiya, Togo, Benin izliyor. Çocuk pornografisinde de artış gözleniyor. Diğer merkezlerin aksine Gambiya'ya gelenler Avrupalı kadınlar ve onlar da erkek çocuklarla ilişki kurmak için burayı tercih ediyorlar. Güney Afrika'da Angola, Mozambik, Kenya gibi ülkelerden getirilen 38 bin çocuk seks pazarında kullanılıyor. Çocuk seks pazarındaki rakamsal artışın altında cahillik, turizm, şehirleşme ve işsizlik yatıyor. Kırsal kesimlerden iş umuduyla kandırılarak şehirlere getirilenler genellikle seks pazarına sunuluyorlar. Kurbanlar genellikle çok fakir ailelerin çocukları, sokak çocukları ve mülteci çocuklardan oluşuyor. Bunu bir ekonomik kazanç gibi düşünen bazı aileler de eve para girmesi için çocuklarını ya satıyorlar ya da bu pazara girmeye zorluyorlar. Silah ve uyuşturucu kaçakçılığından sonra en kazançlı işin çocuk kaçırma olduğu belirtiliyor. Afrika'da çocuğun kaçırılarak ticarî cinsel istismara maruz bırakılmasını önlemeye yönelik hukukî engellemeler ise yeterli değil. Belirtildiğine göre Asya-Pasifik ülkelerinden Nepal'den Hindistan'a her yıl 150 bin kadın ve kız çocuğu kaçırılıyor. Pakistan'da "Mini Bangladeş" denilen pazarda Bangladeşli kızlar satılıyor. Kamboçya seks turizminin merkezlerinden biri. Sadece Çin'de çeyrek milyon kadın ve kız kaçırılıyor. Yeni Zelanda'da 11 yaşında seks pazarında kız çocuklarına rastlanıyor. Polis raporlarına göre yakalananların %44'ü 14 yaşının altında. Avustralya'da da çocuk pornografisi artış göstermiş. Çin ve Tayland'da bu işi meslek haline getirmiş mafyaların varlığından sözediliyor. Hindistan ve Pakistan insan kaçıranlar için hem bir merkez hem de Bangladeş, Sri Lanka, Nepal ve Afganistan gibi ülkelerden kaçırılanlar için kullanılan transit bir yol olarak ifade ediliyor. Taylandlı Rin daha 9 yaşındayken annesi tarafından seks pazarına alıştırılmış. Bu bölgeden kaçırılan çocukların bir kısmı seks pazarının bir parçası oluyorlar. Pek çok çocuk organ nakli için kaçırılırken bazı çocuklar ucuz işçi olarak da kullanılıyorlar. Zayıf sınır güvenliği ve hukukî düzenlemelerdeki eksikler bu sorunla mücadeleyi güçleştiriyor. Ortadoğu ülkelerinde kaçırılan çocuk az. Fakat Asya'dan kaçırılan çocuklar burada özellikle refah seviyesi yüksek ülkelerde pazarlanmaya çalışılıyor. Deve yarışlarında kullanılmak üzere kaçırılan çocuklar binlerle ifade ediliyor. Kuzey Amerika ve Avrupa'da kaçırılan çocuklar en çok bu bölgede pazarlanıyor. Bulgaristan ve Rusya'da bu işle uğraşan organize grupların varlığından bahsediliyor. Afrika ve Asya'dan kaçırılan çocuklara en fazla burada rastlanıyor. Batı Avrupa'da ve özellikle İtalya'da oldukça fazla sayıda kız çocuğu fahişelik yapıyor. Bu bölge insanlarının AIDS/HIV riskini önlemek için bu çocuk fahişelerle cinsel ilişki kurdukları söyleniyor. Latin Amerika'da bazı çocuklar aileleri tarafından seks pazarına zorlanırken bazıları da daha iyi yaşam şartlarına kavuşmak ümidiyle gittiği büyük şehirlerde ya aç kaldığı için ya da refah seviyesi yüksek bir yaşamı sürdürmek için fahişelik yapıyor. Guatemala'da çocuklardaki AIDS oranında artış var. El Salvador Limanı, çeşitli ülkelerden buraya gelenlerin çocukların seks pazarına sürüldüğü bir merkez. Bu ülkede erkek çocukların da pazarlandığı söyleniyor. Nikaragua ve Honduras'tan kaçırılan çocuklar genellikle Guatemala'ya getiriliyorlar. Diğer ülkelerin aksine Meksika'da çocuklara yönelik cinsel sömürünün faillerinin devletin kendi vatandaşları olduğu söyleniyor. İddialar bu ülkede 16 bin çocuğun cinsel istismara maruz kaldığı yönünde. Bu ülkede çocukların gece kulüplerinde de çalıştırıldığı belirtiliyor. Kosta Rika'da seks turizminin müşterilerinin genellikle Amerikalı, Kanadalı, Japon ve İtalyan olduğu iddia ediliyor. Yakalananların çoğu gelişmiş ülke vatandaşları.


TÜRKİYE'NİN ÇOCUKLARI:

0 - 18 yaş arasındaki nüfus 27 milyon. 5 yaş altı nüfus 7 milyon. Yıllık doğum sayısı 1 milyon 400 bin. Yıllık ortalama nüfus artış hızı 1.9'dur. Hanehalkı ortalaması ise 4.3'dür. Bebek ölüm oranı binde 37'dir. Kimsesiz ve korunmaya muhtaç çocuk sayısı son 5 yılda arttı. Doğurganlık oranı doğuda yüzde 4.2, batıda ise yüzde 2'dir. Bin bebek başına düşen canlı doğumda oran doğuda binde 62, batıda binde 33'tür. Türkiye'de toplam doğurganlığın yüzde 11'i 15 - 19 yaş grubunda gerçekleşiyor. Türkiye'de çocuk annelerin oranı da yüksektir. 12 - 14 yaş arası evli olan kız çocuklarının sayısı 10.484'dür. 15 - 19 yaş grubunda evli olanların sayıları ise 463 bin 481'dir. Türkiye nüfusunun yüzde 36'sı yoksuldur. Türkiye yılda kişi başına düşen 2600 dolar (2000) ile orta gelirli bir ülkedir. Gelir dağılımı adaletsizdir. Yeterli sosyal güvenlik ağları olmayışı yüksek işsizlik oranları ve enflasyon yüzünden başta çocuklar olmak üzere nüfusun 30 milyonu risk altındadır. Türkiye'de son 5 yıl içinde sosyal alanda yapılan harcamalarda sürekli düşme eğilimi olmaktadır. Yoksul aileler ülke genelinin ancak yüzde 6 payını kullanabilmektedir ve kişi başına yıllık gelirleri ise 500 doların altındadır. Türkiye'de son 10 yılda toplumsal gelişme, ekonomik alandaki gelişmelerin altında kalmıştır. Ekonomik büyüme açısından gösterdiği gelişmeyi insanî gelişme alanlarında gösterecek sosyal projelere yönelememiştir. Türkiye çocuk sağlığı alanında ulusal hedeflere ulaşmaktan uzaktır. Bağışıklama, bebek ve anne ölüm hızı yanında malnütrisyon açısından standartlarını iyileştirmiştir fakat bu standartlar istenilen düzeyin altındadır. Hiç aşı olmayan çocuk sayısı yüzde 4'tür. 12 - 23 aylık bebeklerin ise yalnızca yüzde 41'i aşılıdır. Türkiye'de her üç çocuktan biri sağlıklı beslenemediği için gelişme ve büyüme bozukluğu içindedir. Türkiye genelinde sağlıklı tuvaleti olmayan hane halkı yüzdesi 31'dir. Sağlıklı içme suyu olmayan hane halkı yüzdesi ise 26'dır. 7 - 13 yaş arası okula kayıtlı olmayan kız çocuk yüzdesi 31, erkek çocuk yüzdesi ise 21'dir. Türkiye'nin okullaşma oranı ilk okul, yüzde 90, orta ve dengi okul yüzde 64, lise ve dengi okul, yüzde 50, yüksek okul, yüzde 18'dir. Okullaşma oranlarında önemli bölgesel farklılıklar söz konusudur. 4 - 18 yaşları arasındaki çocuk nüfusu içinde 1 milyon 100 bin özürlü çocuk bulunuyor. 45 bin görme, 130 bin işitme, 500 bin zihinsel, 300 bin hareket engelleri olan özürlü çocuklar için verilen eğitim ise yetersizdir. Özürlü çocukların okullaşma oranları yüzde 2 civarındadır. Özel eğitim dahil ilköğretimden yararlanan özürlü çocuk sayısı 28 bindir. Türkiye'de 6 - 18 yaş grubundaki çalışan çocuk sayısı 6 milyon sınırına dayanmıştır. Çalışan çocukların ise yüzde 30'u okula gitmiyor. Sokakta çalışan çocuk sayısında son 5 yılda artış olduğu gözlenmiştir. Türkiye genelinde sokak çocuklarının sayısının 6 bin olduğu tahmin ediliyor. Türkiye'de koruma altındaki çocuk sayısı 16 bin 595'dir. Çocuğa karşı işlenen suçlarda son 5 yıldaki artış yanında çocukların işlediği suçlarda da artış olmuştur. Türkiye'de çocuk ihmali ve istismarı giderek yaygınlaşıyor. Çocuk istismarının en yüksek oranını psikolojik ve fiziksel istismar türleri oluşturuyor. Örselenen, cinsel tacize ve şiddete maruz kalan çocuklara yönelik hak ihlallerinin izlenmesi yapılamadığı gibi çocuk istismarına yönelik projelerin uygulanmasına da başlanamıyor. Çocuklar reklâm, müzik ve gösteri dünyasında yoğun bir şekilde tecimsel yaklaşımlarla istismar ediliyor.

25 Ekim 2007 Perşembe

Bir Tutam Baharat (Politiki Kouzina)




Bir Tutam Baharat (Politiki Kouzina) yönetmenliği ve senaryosu Tassos Boulmetis e ait bir film.

Müzikleri Evanthia Reboutsika tarafından hazırlanmış ve kesinlikle kaçırılmamalı, kitaplığımızda bulunması gereken parçalardan oluşuyor.

Görüntü yönetmeni Takis Zervoulakos.Başarılı yönetmen'in birçok sahnesi insanın zihninde kartpostal gibi yer ediyor izlerken.

Filmde konuşulacak çok yön olmasına rağmen, bir yere ait olamama,kabul görmeme teması beni oldukça etkiledi diyebilirim.

İstanbulda yaşayıp Rum oldukları için sınır dışı edilen bir ailenin ,Yunanistanda Türk oldugu gerekçesiyle gördüğü ayrıcalıkların trajikomik bir dille anlatımı çok hoş.
Filmin içerisindeki gastronomi-astronomi benzeştirmesi ,bahatarlardan tarçın ile venüsün birlikte anılamsı,kadının acı-tatlı’nın bir arada bulunduğu tarçınla özdeşliği güzel vurgular.

Miniciklerin anıları ve aşkları öyle ısıtıyor ki içinizi, geriye kendi çocukluğunuza dönmek istiyorsunuz, o günleri özlüyorsunuz…

Tüm bu sıcaklığın görüntü yönetmeninin başarılı çalışmasıyla tozlu, sihirli bir baharat masalının içerisinde sunumu ,bol tüylü bir battaniyenin altında yağmurlu bir kış gününe götürüyor sizi.
Filmde beni en çok etkileyen yolcular üzerine yapılan tanımlama oldu diyebilirim;

"Hayatta iki tür yolcu vardır: Gidenler ve geri dönenler; birincisi haritaya bakar, ikincisi ise aynaya…"

İnsanoğlu için en kolay ve en güvenli yol kendisine sunulan harita ,resmi kabul gören tarih,genel ahlak kuralları,toplumsal ilkeler çerçevesinde yaşamaktır.Dünyayı bu kalıplar içinde tanımladığınız zaman saygı görür, sorun yaşamazsınız.

Televizyonlarınız,filmleriniz,kitaplarınız,müzikleriniz hep bu harita içinde kalacak ve siz güvenle yolunuza devam edeceksinizdir.

Ancak, haritaya değil aynaya bakmayı denerseniz eleştirmeyi temel alan,sıkıntılı bir süreç içerisinde bulursunuz kendinizi.

Tarihini eleştirebilmek dinini ,milletini,ilkelerini sorgulayabilmek.Bastığın toprağa bakabilmek.Babana tapmak yerine hatalarını görerek,gerektiğinde yüzüne söyleyerek bu hatları ama onu gene de severek eleştirebilmek,belki daha çok severek…

İkinci yolculardan olmayı tercih ediyorum ben.

Tassos Boulmetis bu filmde aynaya bakmayı başarmış gerçekten.

Milliyetçi bir bakışla izlerseniz bu filmden zevk alamazsınız,bahaneler bulursunuz huzursuzluğunuzu haklı çıkartacak.


Bu film ikinci tip yolcular için yapılmış.

Film müziklerini aman kaçırmayı derim.Bulun dinleyin bir yerden.

Ekte azınlıklara yönelik baskıların,dini ,milli kamplaşmaların temelinde gördüğüm BİZ ve ONLAR karşıtlığı için hazırladığım bir yazıyı sunuyorum.

CHE




BİZ VE ONLAR,


Kolomb Amerika’ya ayak basıp ; o toprağın gerçek sahibi olan yerlilerle karşılaştığında kendisini ''özne'' (otorite) ,Amerika yerlilerini ise ''başkası'' olarak görmüştür.Buradaki özne değişime açık değildir, mutlak doğruda ifadesini bulur.Başkası olarak algılanan ise yanlışlarla doludur.
Bu nedenle Kolomb karşılaşma süreci içinde değişime açık olamaz,tersine farklılıkları yok edip nesnesi olan yerliyi öznesine,otoriteye dolayısıyla kendi kültürüne benzetecektir.
O kendinden ve kültüründen hiçbir zaman şüphe duymaz.''Başkaları'' için büyük acılarla dolu olan sömürgecilik dönemi de bu şekilde işlemeye başlar.
Avrupalı karşıtını ilk olarak Amerika’nın keşfi ile bulmadı.Müslümanlık ve Osmanlı çok daha önceleri gerek askeri,gerek kültürel yönden ‘’başkası’’dır Avrupalı için.
Haçlı seferleri bir ‘’normalleştirme’’,’’islah’’ gayretidir, ‘’onlar’’a karşı yürütülen.
Daha eski dönemlerde Antik Yunanda anadan,babadan Atinalı olmayanların seçme ve seçilme hakları yoktu.Yine Atina kanunlarına göre en büyük cezalardan biri polisten yani yaşam alanından kovulmak ,’’yabancı olmaktı.
Söze batıdan örneklemelerle başlasak ta bahsi geçen biz ve onlar karşıtlığı ;gündelik yaşam içerisinde bireyler arası ilişkilerden uluslar arası ilişkilere kadar uzanan birçok alanda sorunların odağında olma özelliğini koruyor.
Onlar’a karşı olma yönündeki tepkisellik bizi ister istemez ‘’tek’’liğe,’’bir’ olmaya teşvik ediyor.Tek dil,tek kıyafet,tek amaç,tek kültür,tek düşünce,tek millet,tek din vs.Heterojen bir toplumda bunun bunun gerçekleşmesinin yolu ‘’diğerlerinin’’ aynılaştırılması ,eğer buna direnç gösterirse sindirilmesi ve toplumsal hayattan dışlanmasından geçiyor.
Bu dışlama öyle bir mekanizma ki kendi prototipini ‘’dışlananda’’da oluşturuyor.’’Dışlanan’’ güçler dengesinin kendi lehine döndüğünü hissettiği anda karşıtına aynı muameleyi yapmayı kendisi için bir hak olarak görüyor.Örneğin ülkemizde etnik-milli temele dayalı kutuplaşmada olduğu gibi , laik ve antilaik kamplaşma içerisinde bu tür yaklaşımları görmek mümkün.

Dışlama ve Güvensizlik
Yaşadığımız toplumsal atmosfer ‘’külhanbeyleri’’ ile dolu gibi görünse de ciddi anlamda ‘’özgüven duygusu’’ yoksunluğu yaşadığımızı düşünüyorum.

Özgüven çok güçlü polis ,asker gücü ile sağlanan ve kendine dönük siddetin baskın olduğu ‘’baba’’nın himayesinde ve ona itaat etmekle sağlanamıyor ne yazık ki.Her taraftan kuşatılmış,içi de dışı da hainlerle dolu insanlardan ,toplumsal aktörlerden bir araya gelmiş bir atmosfer içerisinde bunun sağlanması mümkün de değil.
Özgüven, geçmişi ile hesaplaşmış,başarılarının yanıda hatalarını da görebilen,farklı olana yaklaşımında ‘’bakalım bunun altından ne çıkacak’’ tarzı bir duruş yerine,’’anlatmak istediği ne?’’ türü pozitifliği taşıyan bir duruş ile mümkün olabilir ancak.Pek yabancısı olmadığımız tersi durumlarda ;tartışmasız ön kabullere dayalı,dünya görüşlerini dinleştiren,bilinçli bir sevginin yerini toplumsal tapınmanın aldığı,histerik tepkiselliklerle kendisini dışa vuran insanlar topluluğu ile karşı karşıya kalmak kaçınılmaz oluyor.
Bugünün popüler tanımlamalarından fundamentalizm ; ‘’köktencilik’’ ,’’mutlakçılık’’ anlamına geliyor.Her ne kadar köktendinci akımlar için kullanılsa da birçok toplumsal aktör bu tanımlamayı hak etmekte.
Bu yaklaşıma sahip görüşlerin bir takım olumsuzlukları muhtevalarında bulunduruyorlar zorunlu olarak.Sahip olduklarına inandıkları değerleri kutsallaştırmak,zihinlere mutlak, değişmez doğruların kendi tekellerinde bulunduğunu kazımaya çalışmak,sahip olduğu argümanların dışındakilere şüphe ile bakma ve alt edilmesi gereken rakipler olarak görme eğilimi bunların en başta gelenleri.
Hal böyle olunca ‘’gerçeklerin’’ toplumda kabul edilebilmesi için eğitim,dil,din ve bilim araçsallaştırılıyor.Eleştirelliğe dayanmayan ,ezberci,bırakın yaşamı sorgulamayı varlığını bir yerlere adamayı ‘’öğreten’’ bir eğitim anlayışı çocuklarımıza tek doğruyu oğretiyor,tartışılmazı aynı zamanda basiti,derinlikten uzak ve kestirme olanı.
Bu açıdan bakınca fundamentalizmin bu zaafı, toplumda birbirinin karşıtıymış ,dünyaları çok farklıymış gibi görünen çevreleri bir araya getiriveren ortak payda oluveriyor.

Toplumları farklı kültür ve düşüncelerin varlığı ,katkısı zenginleştirir.Farklı düşüncelerdir,kültürlerdir yeni olanı ortaya çıkartan.Yaşamı renklendiren,eleştirerek,tartışarak yolunu bulan bir toplum olmanın şartı işte bu çok sesliliktir.

Homojen olmayı amaçlaştıran,’’yabancı’’ olanın,’’farklı’’nın yok edilmesini temel alan düşünceler sürekli olarak ‘’düşman’’ üretirler.Bu kaçınılmaz bir sonuçtur.
Türkiye’de yakın tarihte sol görüşlü kesimlerin ,alevilerin,kürtlerin vs. üzerinde bu ‘’av’’ faaliyetinin nasıl yürütüldüğü malum.
Şimdilerde de yaklaşım etnik-milli-dini temellere dayandırılarak toplum içerisinde gerilimler yaratılmakta.
Kendisini ''laik cephe''olarak tanımlayan kesimler ile ''islami hareket'' yaklaşım açısından tam anlamıyla ''biz ve onlar'' birbiri için.

Kürt ve Türk kimlikleri açısından da benzer bir “biz ve onlar” bakış açısını görebiliyoruz.

Birde Ermeni,Süryani,Rumlar var.Taze örneğini Trabzonda papaz cinayeti,Hrantın katli ve Malatya terörü ile yaşadığımız.
İlkokul çağındaki çocuklara and içiriyoruz
Bebeklikten çıkmamış çocukların başını örtüyor,kuran kurslarına gönderiyoruz.
Çocuklarımızın eline pankartları tutuşturup Ermeni Tasarısını protesto için yürüyüş yaptırıyoruz.
Onları Diyarbakır’da ön saflara sürmekte hiçbir sorun görmüyoruz.Güvenlik güçlerine kalkan olarak kullanabiliyoruz.
Ve yine onların ön saflara sürmesini, minicik bedenlerin karınlarına nişan almak için yeter koşul olarak görülebiliyor ve vicdanımız rahat ortada dolaşabiliyoruz.
Doğrularımız o kadar kesin ki çocuklarımızın nefer olarak yetişmesi bizim için onur adeta.
Çocuklarımızı gündelik yaşam içerisinde araçsallaştırmamız, bahsettiğimiz fundamentalizmin hiç de uzağında olmadığımızı göstermesi açısından önemli bir örnek.

Ne güzel pankartlarımız var altına sığındığımız,bayraklarımız var.

Cephemizde güvendeyiz.

Deniz Gezmiş idam sehpasında "Yaşasın tam bağımsız Türkiye! Yaşasın Marksizm-Leninizm! Yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği!! Yaşasın işçiler, köylüler! Kahrolsun Emperyalizm!" diye haykırdı ölüme giderken.

Che Guera Arjantin doğumluydu ve son nefesini Bolivya dağlarında verdi.

Bu insanlar dünyaya, dilden ,dinden,milliyetten bağımsız birliktelikler açısından baktılar.

Ya bizler neredeyiz bugün…

Bizler ne yazık ki, tekliğin,homojenliğin,aynı olmanın bilincine varan bir toplum olmanın faziletini yaşıyoruz.Bu değerlere daha sıkı sarılarak yolumuzu çizmeye çalışıyoruz.

Yaşasın ‘’BİZ’’lerin kardeşliği.
Yaşasın ‘’TEK’’lerin birlikteliği......
CHE

7 Ekim 2007 Pazar

Vengo,Tony Gatlif,Naci An Alamo

1 Ekim 2007 Pazartesi

Djelem Djelem


-->